29 Nisan 2026 Çarşamba

Anlatamadım & Nurullah Genç


Seni gördüğümde titredi aklım

Sonraya önceyi anlatamadım

Belki olur dedim telli duvaklım

Nasıla niceyi anlatamadım. 


Yıkıldı sellerin suların bendi
Avare gönlümde derman tükendi
Doladı boynuma kalın kemendi
Cellada inceyi anlatamadım.

Sanki cehennemden ateşi aldı
Ruhumda büyüdü tende bunaldı
Sonunda göğsümde sıkışıp kaldı
Dumana bacayı anlatamadım.

Bir günüm olsaydı kırılmadığım
Irmağa girmezdim durulmadığım



Bilmem ki kaldı mı darılmadığım

Kardeşe bacıyı anlatamadım.

Varmayınca denizlerden göklere
Gitti rüyaların bittiği yere
Takıldı ağlara göz göre göre
Balığa kancayı anlatamadım.

Bu meczup hâlimi eller duyunca
Düçar oldum kine nefrete hınca
Zaten bir deliydim bazılarınca
Kimseye benceyi anlatamadım.

Deryada mürekkep olunca elem
Yazmayı unuttu tutuldu kalem
Âlemin sırrını anladı âlem
Ben bu bilmeceyi anlatamadım.


Kimler anladı ki senden bekledim

Sadece derdime bin dert ekledim
Derunda büyüttüm düşte sakladım
Yâdlara yüceyi anlatamadım.

Halbuki özümdür tutuşup yanan
Ne canlar hissetti ne bildi canan
Kendini varlığın burcunda sanan
Devlere cüceyi anlatamadım.

Heder oldu ömrümün yazı baharı
Şimdi dağlar sarı ovalar sarı
Tarlamda büyüdü ayrık otları
Börtüye böceği anlatamadım.

Kâh dondum kederli kahrında senin


Kâh eriyip aktım uğrunda senin

Bilmem ne aradım bağrında senin
Soğuğa sıcağı anlatamadım.

Kar yağdı göğsümde tutuştu zaman
Sanki yanardağla vuruştu zaman
Lav olup kanıma karıştı zaman
Ateşe ocağı anlatamadım.

Bütünü isterken yarımdan oldum
Mecalim kalmadı ferimden oldum
Yönümü kaybedip yerimden oldum
Köşeye bucağı anlatamadım.

Bilseydi her sabah onu görmeden
Gönül perişandı, virandı beden
Yavrusunu ıssızlığa terk eden


Anneye kucağı anlatamadım.

Yıllarca boşlukta durdu ellerim
Ardın sıra düğümlendi yollarım
Senin toprağında soldu güllerim
Dikene goncayı anlatamadım.

Yürüye yürüye kendime vardım
Ruhumun şehrine kubbeler kurdum
İlmin kapısında çırpınıp durdum
Cahile hocayı anlatamadım.

Hane-i saadet dedik olmadı
Merhamet çürüdü sevgi kalmadı
Erkekler Nebi’den ibret almadı
Kadına kocayı anlatamadım.

Berhava imişim bu ahir demde


Gölgen de terk etti beni gölgem de

Cevher ziyan imiş meğer ülkemde
Sarrafa inciyi anlatamadım.

Derelerde koştum düzde yoruldum
Alevde yıkandım közde yoruldum
Sahte gülümseyen yüzde yoruldum
Sevince sancıyı anlatamadım.

Kaybolup gidince sevdanın adı
Kim bilir dağlarda ölen Ferhat’ı
Kişi umduğundan bekler muradı
Fincana falcıyı anlatamadım.


Hayal vadisinin suyu çekildi
Rüzgârla savrulan yaprak döküldü


Hıyaban dağıldı bahçe yıkıldı

Üzüme bağcıyı anlatamadım.

Bana güvenmedi bozuldu denge
Simsiyah lekeler düştü ahenge
Ünvan ihtirasla tutuştu cenge
Emire ricayı anlatamadım

Aynalar nazındı şarkılar sızın
Derin kuyulara düşürdü sözün
Ardında kaybolup gidince izin
Hancıya yolcuyu anlatamadım.

Utanıp arlandım sevda suçundan
Bitkin gözlerimden beyaz saçımdan
Binlerce kelime geçti içimden
Sana bir heceyi anlatamadım.


Sitemkâr dilimde tükendi hâlim

Körlüğün ufkunu sardı melalim
Karanlığa mihman oldu hilalim
Gündüze geceyi anlatamadım.

Toprağa gömülen başlar anladı
Ötmeyi bilmeyen kuşlar anladı
Yokuşlar anladı taşlar anladı
Ben sana buncayı anlatamadım.



*Hıyaban: iki tarafı ağaçlı, tünel şeklindeki yol. dünyayı arkanızda bırakıp bir masala gireceğiniz duygusu yaratir; özellikle güneşli, sıcak bir yaz günü serin gölgeliği huzur vaat eder. 






























1 yorum:

  1. Haklısın, Nurullah Genç'in o meşhur "Anlatamadım" şiiri tam da bu derin suskunluğu ve kelimelerin yetersizliğini anlatır. Şairin "Sonraya önceyi anlatamadım" diyerek başladığı o dizeler, insanın iç dünyasındaki fırtınaları dışarıya vururken yaşadığı çaresizliği çok naif bir şekilde özetler.

    YanıtlaSil

Yağmur & Nurullah Genç

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdi...