22 Şubat 2026 Pazar

İstanbul Destanı & Bedri Rahmi Eyüboğlu*


İstanbul deyince aklıma

Kocaman bir dalyan gelir

Kimi paslı bir örümcek ağı gibi

Gerinir Beykoz'da

Kimi Fenerbahçe'de yan gelir

Dalyanda kırk tane Orkinos

Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir

Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur

Denizin içinde ağaçlar devrilir

Kan çanağına döner dalyanın yüzü

Camgöbeği yeşili bulanır

Bir çırpıda kırk Orkinos

Reisin sevinçten dili dolanır

Bir martı gelir konar direğe

Atılan Kolyosu havada yutar

Bir başkasını beklemez gider


Balıkçı gülümser tatlı tatlı

Adı Marikadır bu martının der

Her zaman böyle gelir böyle gider


İstanbul deyince aklıma Adalar gelir

Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır

Çalımından geçilmez altmışlık madamların

Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların

Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların


İstanbul deyince aklıma kuleler gelir

Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır

Ama şu Kızkulesinin aklı olsa


Galata kulesine varır

Bir sürü çocukları olur


İstanbul deyince aklıma

Tophane'de küçücük bir sokak gelir

Her Allahın günü kahvelerine

Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir

Kimi dilenecek dilenmesine utanır

Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun

Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm

Çöpçü olmuştur bugüne bugün

Kiminin sırtında perişan bir küfe

Kiminin sırtında nakışlı semer

Şehrin cümbüşüne katılır gider

Kalın yağlı bir kolana koşulur

Piyano taşırlar omuz omuza


Kendinden ağır yükün altında adamlar

Balmumu gibi erir dururlar

Sonra kanter içinde soluk alırlar

Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin

Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin

Nazdan nazik çiniden bilezik eller

Derken

Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses

Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin

Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:

Gamı şadiyi felek

Böyle gelir böyle gider


İstanbul deyince aklıma

Stadyum gelir


Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi

Hepsinin dudağında İstiklal Marşı

Bulutlar atılır top top pare pare

Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm

Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız

İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm


İstanbul deyince aklıma

Stadyum gelir

Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık

Memleketimin insanlarına

Daha fazla sokulmak isterim yanlarına

Ben de bağırırım birlikte

Avazım çıktığı kadar

Göğsümü gere gere

Ver Lefter'e yaz deftere

Stadyum gelir

İstanbul deyince aklıma

Binlerce insanın aynı anda

Aynı şeyi duymasından doğan sevincin

Heybetini düşünürüm

Birbirine eklenir kafamda

Binler yüzbinler milyonlar

Sonra bir mısra havalanır ürkek

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar


İstanbul deyince aklıma

Yahya Kemal gelirdi bir eyyam

Şimdi Orhan Veli gelir

Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli

Demindenberi senin tadın senin tuzun

Senin şiirin senin yüzün

Yaralı bir güvercin misali

Başımın üstünde dolanır durur

Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine

Neresine mi arayan bulur


Erbabı bilir

Deli eder insanı bu şehir deli

Kadehlerin çınlasın Orhan Veli


İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir

Burgaz adasında kıyıda

Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne

Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür

İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler

Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa

Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta

Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli

Ziba mahallesinde gece yarısı


Sabaha Galata'dan geçer yolları

Maytaba alacakları tutar kahvede

Zararsız bir deliyi

Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun

Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin

Sonra oturup sessizce ağlarlar


İstanbul deyince aklıma

Sait Faik gelir

Taşında toprağında suyunda

Fakirin fukaranın yanıbaşında

Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir

Kıldan ince kılıçtan keskin

Hep iyiden güzelden yana

Hep kimsesizlerin


İstanbul deyince aklıma

Said'in son yılları gelir

Hey Allahım en güzel çağında Said'e

Dört beş yıl ömrün kaldı denir

Sait Sait olur da nasıl dayanır

Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine

İhtiyar balıkçı pis pis düşünür

Bir zehir yeşilidir açılır

Bir yeşil ki ciğerine işler adamın

Bir yeşil ki kasıp kavurur

Küçük mavi çocuk

İhtiyar balıkçı

Ve dilimize bulaşan zehir yeşili

İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri

Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said'in şiiri


İstanbul deyince aklıma

Sabiyem gelir

Sabiyem boynundan büyük bir demetle

Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir

Bahar nereden gelirse velhasıl

Sabiyem oradan gelir

Ne delidir ne divane

Aslını ararsan çingenedir

Tepeden tırnağa güneştir

Topraktır

Anadır

Analar içinde bir tanedir

Biri sırtında biri memesinde biri karnında

Karnı her daim burnundadır

Canını mendil gibi takar dişine

Yürekten birşeyler katar işine


Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar

Alçakgönüllüdür Sabiyem

Hem maşa satar, hem göbek atar

Ver bir çeyrek güzelim der

Neyse halin o çıksın falin

Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz

Sonra anlatır dün gece başına gelenleri

Görürüm üryamda bir sarı yılan

Cenabet uğraşır durur benimlen

Uyanır bakarım benim bebeler

Yatağın ucuna kaymış

Ayağımın parmaklarını emer


İstanbul deyince aklıma


Bir basma fabrikası gelir

Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun

Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta

Kanter içinde mahzun

Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun

Fabrikada pencereler tavana yakın

Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin

Dışarda ağaçlar dizi dizi

Duvarlar duvarlar uzun duvarlar

Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi

Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor

Dışarda dışarda dışarda

Mevsim gürül gürül akıp gidiyor

Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm


Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin

Kötü kötü düşünüyor

İpeğin akışına doyum olmaz

Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz

Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz

Bir top Amerikandan neler çıkmaz

Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır

Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi

Gülsüm'ün gözleri kamaşır

Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm

Bir top Amerikana hasret sizlere ömür

Gülsüm'lerin sürüsüne bereket

Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet


Gider Gülsüm gelir Gülsüm

Azrail ettiğin bulsun


İstanbul deyince aklıma

Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir

Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil

Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan

Yaz demez kış demez mutlaka gelir

Kirli yelkeninde yeni bir yama

Demirinin pası gelir dilime

Nabzımda duyarım motorunun hızını

Canımın içine sokasım gelir

İri kalçaları pullu denizkızını


İstanbul deyince aklıma

Takalar gelir


Alçakgönüllü kalender

Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer

İstanbul deyince aklıma

Koca Sinan gelir

On parmağı on ulu çınar gibi

Her yandan yükselir

Sonra gecekondular gelir ardısıra

İsli paslı yetim

Eyy benim dev memesinde cüceler emziren

acayip memleketim

*Bedri Rahmi Eyüboğlu - Vikipedi

*Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911, Giresun - 21 Eylül 1975, İstanbul), Türk ressam, yazar ve şairdir.

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde başlayıp Paris'te sürdürdüğü resim öğreniminin ardından yurda dönmüş ve yaşamı boyunca Güzel Sanatlar Akademisinde ders vermiştir. Özellikle El Baskı Yazmacılık, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı'nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı.

Milletvekili Rahmi Eyüboğlu'nun oğlu, yazar ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu ve ilk kadın mimarlardan Mualla Eyüboğlu'nun kardeşi, ressam Eren Eyüboğlu'nun eşidir.

Yaşam öyküsü:

… ..


























































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Çakıl Taşı & Bedri Rahmi Eyüboğlu*

Seni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar Bir gelincik açılır ansızın Bir gelincik sinsi sinsi kanar ...